Neden hep aynı hikâyeyi yaşıyoruz?
İlişkilerde tekrar eden örüntüler tesadüf değil. Geçmişin bugünkü seçimlerimizdeki izlerine yakından bakmak.
“Yine aynı şey oldu.” Seanslarda en sık duyduğum cümlelerden biri bu. Farklı insanlar, farklı şehirler, farklı yıllar… ama sonunda hep benzer bir kırgınlık, benzer bir yalnızlık hissi.
Çoğumuz bunu şanssızlıkla ya da “doğru kişiyi bulamamakla” açıklarız. Oysa tekrar eden bir hikâye, çoğu zaman bize bir şey anlatmaya çalışır.
Tanıdık olan, güvenli hissettirir
İnsan zihni tanıdık olana çekilir. Çocukken sevgiyi, ilgiyi ya da yakınlığı nasıl deneyimlediysek, yetişkinlikte de farkında olmadan o duyguyu bize yeniden yaşatacak ilişkilere yöneliriz. Bu, acı veren bir deneyim olsa bile geçerlidir. Çünkü tanıdık olan, bilinmeyenden daha az korkutucudur.
Örneğin sevgiyi hep “hak etmesi gereken” bir şey olarak öğrenmiş biri, kendisine kolayca ulaşılamayan insanları daha çekici bulabilir. Ulaşılabilir ve istikrarlı biri ise ona tuhaf biçimde “sıkıcı” gelebilir.
Tekrar, aslında bir onarma çabasıdır
Psikodinamik bakış açısında bu tekrarlar bir tür onarma girişimi olarak görülür. Zihin, eskiden çözemediği bir durumu yeniden sahneye koyar; sanki bu sefer sonucu değiştirebilecekmiş gibi. Ne yazık ki koşullar aynı kaldıkça hikâye de genellikle aynı biter.
Tekrar ettiğimiz şey, çoğu zaman henüz hatırlayamadığımız ya da anlamlandıramadığımız şeydir.
Örüntüyü fark etmek ilk adım
Bu döngüyü kırmanın yolu kendimizi suçlamaktan değil, merakla bakmaktan geçer. Kendinize şu soruları sorabilirsiniz:
- İlişkilerimde en çok hangi noktada kendimi kaybediyorum?
- Bu his bana daha önce, belki çok daha erken bir dönemden tanıdık geliyor mu?
- Çekildiğim insanlarda ortak olan ne?
Bu soruların cevapları her zaman kolay gelmez. Terapide amaç, bu örüntüleri güvenli bir ilişki içinde birlikte fark etmek ve anlamlandırmaktır. Anlaşılan bir örüntü, yavaş yavaş kendini tekrar etme ihtiyacını kaybeder.